Kıl Dönmesi Nedir? Nasıl Oluşur? Tedavi Yöntemleri?
* KIL DÖNMESİ NEDİR? NASIL OLUŞUR?
Kıl Dönmesi Oluşumu
Halk arasında kıl dönmesi hastalığı olarak
tanımlanan pilonidal sinüs hastalığı ilk kez 1880 yılında Hodges tarafından
tanımlanmıştır. Sakral epidermid kist, sakral apse, kist dermoid sakral, berber
hastalığı, jip hastalığı gibi isimleri de vardır. Hastalığın etiyolojisini
tanımlamak adına pek çok teori ortaya konmuştur. 20.yy boyunca hastalığın nasıl
ortaya çıktığı konusunda tartışılmış ve hastalığın edinsel olduğu yani sonradan
edinildiği konusunda mutabık olunmuştur.
Hastalık en çok sakrokoksigeal bölge orta hatta olmak üzere seyrek olarak da
umbilikal bölgede ve nadiren subungal bölgede, kafada biparietal bölgede el de
parmak aralarında (berber hastalığı), peniste aksillada ampütasyon güdüğünde,
anal kanalda, boyunda, klitoriste, suprapubik bölgede, memede ve memeler arası
bölgede görülebilir.
Hastalığın en sık görüldüğü bölge regio
sacralis yani kuyruk sokumu bölgesidir. Bu bölge yanlarda regio glutea ile
yukarıda lumbal bölge ile aşağı ve önde ise regio analis ile devam eder ve
pelvisin arka duvarını yapar. Sınırlarını ise yukarıda sakrum kemiğinin ile
beşinci omur hizasından çekilen yatay çizgi, aşağıda koksiksin ucundan çekilen
yatay çizgi yanlarda sakrum ve koksiks kenarlarından indirilen dikey çizgiler
oluşturur. Bu alan derinde rektum ardı aralığa kadar uzanmaktadır. Yukarı
kısımda düz aşağıda ise bir oluk şeklindedir.
Hastalık daha çok erkeklerde görülür.
Bunun sebebi erkeklerin kıl yapılarının bayanlara göre daha sert oluşu ve daha
çok kıl yayılımına sahip olmalarıdır.
Hastalıktan sorumlu kıllar dökülen serbest
kıllardır. İnsan kılı kenarlarında çıkıntıları bulunan ve tek yönde hareket
edebilen bir yapıya sahiptirler. Bu sebeple deriden içeriye doğru girdiklerinde
dışarıya çıkamazlar ve cilt kıla karşı Yabancı cisim reaksiyonu gösterir. İltihaplı
bir şişlik oluşur. Şişliğin enfekte olmasıyla birlikte apse oluşur. Apsede cilde Açılarak kronik
pilonidal sinüs hastalığı ortaya çıkmış olur.
Kıl Dönmesi Belirtileri
Pilonidal sinüs hastalığında kılların
giriş bölgesi sinüs ağzı olarak bilinir. Hastalığın en sık bulgusu anüsün 3-
Kıl Dönmesi Dereceleri
Pilonidal sinüs hastalığı 3 temel formda
karşımıza çıkmaktadır: asemptomatik form, kronik form ve akut apsedir.
Asemptomatik formda; hastalarda presakral
bölgede içinden kıl gelebilen tipik delikçikler mevcuttur. Bu hastalar
hastalığının farkına genellikle kendi kendine varamaz, başka bir sebeple
doktora başvurulduğunda hekim tarafından tesadüfen farkına varılan derecedir.
Kronik formda ise; en sık görülen tiptir.
Bu hastalardaki en büyük sıkıntı bir türlü geçmek bilmeyen akıntıdır.
Akut apse formunda; hastalarda şiddetli
ağrı ile beliren bir şişlik meydana gelir. Bu iltihabi şişlik gittikçe büyür
sonuçta ya kendiliğinden ya da bir müdahale ile açılır ve bol miktarda pis
kokulu pürülan formda sıvı boşalır, ağrılar azalır ancak bu hastalarda pilonidal
sinüs hastalığı genelde kronik forma dönüşür.
Korunma Yöntemleri
Pilonidal sinüs hastalığından korunmak
veya tedavi edilmiş hastalığın nüksünü önlemek amacıyla mutlaka belirtilen
bölge düzenli olarak kıllardan arındırılmalı ve sık sık banyo yapılarak
dökülmüş kılların bölgede uzun süreli kalması engellenmelidir. Bölgeye yapılan
lazer epilasyonun hastalığı önlediği ve tedavisini kolaylaştırdığı konusunda
bilimsel yayınlarda mevcuttur.
Bilimsel Yayınlar
Dr. Ali Tardu Genel Cerrahi Uzmanlık Tezi-Pilonidal sinüsün cerrahi
tedavisinde limberg flep ile dufourmentel flep karşılaştırması-İstanbul Eğitim
ve Araştırma Hastanesi Birinci Genel Cerrahi Kliniği- İstanbul 2007
Dr Metin Kement- Sınırlı Pilonidal Sinüs Hastalığının Tedavisinde Sinüs
Eksizyonu ile Primer Parsiyel Kapama Tekniklerinin Karşılaştırılması- Dr Lütfi
Kırdar Eğitim ve Araştırma Hastanesi 3. Cerrahi Kliniği- İstanbul 2005
Dr. Ahmet KAYADĐBĐ,a Dr. Adnan HASANOĞLU,b Dr. M. Ali AKKUSc -aAile Hekimliği Koordinatörlüğü, bI.Genel Cerrahi Kliniği, cIV.Genel Cerrahi Kliniği, Ankara Eğitim ve Arastırma
Hastanesi, ANKARA - Pilonidal
Sinüs Hastalığının Meslek, Yaş, Cinsiyet ve Vücut Kitle İndeksi ile İlişkisi-Turkish
Medical Journal 2007, 1:123-127
* Ameliyatsız Yöntemler
Gümüş Tedavisi
Bu tedavi yönteminde kristalize halde
bulunan gümüş nitratın saf su ile %20 lik çözeltisi hazırlanarak fistül
ağzından içeriye verilir. Kılların yuvalandığı piyojenik granülasyon dokuları
ve diğer patolojik dokular ilaç etkisi ile hızla erir ve gri bulamaç halinde
hızla dışarı akar. Daha sonra küretasyon işlemi gerçekleştirilir.
Fenol Tedavisi
Fenol yönteminde sinüs ağzı genişletilerek içerik temizlenir
ve tüm kıllar bir klemp ile alınır. Daha sonra sağlıklı cilde değmemesi
sağlanarak 2-3ml’lik %80’lik fenol çözeltisi pilonidal sinüs içerisine verilir.
Yöntemin amacı sinüs boşluğunun iç duvarını sklerozan bir madde olan fenol ile
irrite etmek ve granülasyon dokusu ile dolmasını sağlamaktır. Ancak, fenolizasyon işlemi deneyimli bir
doktora gerek duyar ve bu uygulama kapsamında potansiyel komplikasyonların
gelişimine engel olmak için gerekli üst seviyede bakım gerektirmektedir.
Kristalize Fenol Tedavisi
Kristalize formik asitte denir.
Sulandırılarak kullanılır. Diğer ameliyatsız yöntemler gibi bu tedavinin de
amacı cilt altındaki kıl yumağı ve diğer yabancı cisimleri eritmek esasına
dayanır. Kılların giriş deliklerinden ince cerrahi aletlerle girilerek cilt
altı temizlenmeye çalışılır yabancı cisimler mümkün olduğunca temizlenir.
Oluşan boşluk geride kalmış olabilecek kıl, tüy, elbise tozu gibi şeyleri
eritmek amacıyla formik asitle yıkanır.
Polifenol Tedavisi
Bir çay kaşığı dolusu
polifenollerden zengin losyon sorunlu bölgeye uygulanır ve bu bölgeye iki ya da
üç dakikalık bir süre itibariyle masaj yapılır. Ardından
söz konusu sorunlu bölge bir gazlı bez ile kapatılır ve bu gazlı bez sorunlu
bölge üzerinde sabaha kadar tutulur. Sabah
olduğu zaman ilaçlı bölge temizlenir ve nemlendirilir. Tedavi günlük olarak bu şekilde devam
ettirilir. Tedavi
süresi tamamlandıktan sonra tüm hastalara genel hijyen kurallarına uymaları,
düzenli olarak banyo etmeleri ve sakrokoksigeal bölgeyi en az bir yıl süre
boyunca kıllardan temizlemelerine yönelik hususlara dikkat etmeleri tavsiye
edilmiştir. Polifenollerin deri üzerinden lokal olarak yapılan uygulamalar
kapsamında deri yoluyla emildikleri belirtilmiştir . Burada bizler pilonidal sinüsü açık
bir yara olarak düşünebiliriz. Eğer
bir yaranın iyileşmesi kapsamında eksik olan faktörü değiştirirsek, açık bir
yara normal bir biçimde iyileşir. Doğal polifenoller pilonidal sinüsü iki
mekanizma aracılığı ile ortadan kaldırmaktadır: I
- Polifenoller yara bölgesi kapsamında yer alan mikroorganizmaları ortadan
kaldırır. Polifenoller
pilonidal sinüs ile ilişkili boşlukları kaplar ve doldurur. Bu şekilde polifenoller atmosferik
oksijenin mikroorganizmalara ulaşmasını engellemiş olur. Polifenoller aynı zamanda
mikroorganizmaların kan ve komşu dokular kapsamında mevcut durumda olan
oksijeni kullanmalarına da engel olur. Bu
etkileri etkili antioksidan etkinlikleri ile (tampon etkisi) oluştururlar. Polifenoller fagositlerin hastalıklı
alana yönelik kemotaksisini artırır. Buna
ilaveten, aynı zamanda granülositlerin kapasitesini bakterileri yok etmelerine
yetecek kadar artırırlar. Polifenoller
aynı zamanda fagolizozomlar kapsamında aktarılan lizozomal enzimlerin
faaliyetlerini artırmalarına ve bakterileri yok etmelerine sebep olurlar. 2 – Aynı zamanda yaraların
iyileştirilmesine yönelik gelişmeler de polifenollerin etkileri aracılığıyla
elde edilebilmektedir. Polifenoller
daha hızlı bir iyileşme sürecinin elde edilmesi için sitokin, interferon ve
tümör nekroz alfa (TNF - a) sentezleri etkinleştirir. Diğer bir deyişle, polifenoller anti
– inflamatuar faaliyetleri uygularlar ve yaranın iyileşme süresinin daha iyi
bir şekilde devam etmesine sebep olurlar. Böylece,
sağlıklı fibrin oluşumu ve kolajen sentezi yaranın daha iyi bir şekilde
iyileşmesine ve sonuç olarak da pilonidal sinüsün daha iyi bir iyileşme süreci
göstermesine sebep olur. Bu
nedenden ötürü, pilonidal sinüs yarası, polifenollerin aşındırıcı servisitleri
iyileştirdiği şekilde iyileşme gösterir.
* Tedavi Yöntemleri
Klasik Ameliyatlar
Lord – Millar prosedürü
Lord – Millar prosedürü
iyileşmenin ikinci intansiyon tarafından oluşturulduğu bir eksizyon
prosedürüdür. Bu
prosedür 39 ile 43 gün arasında ortalama bir iyileşme dönemi ve tedavi edilen
hastalarda % 39 oranında bir nüksetme oranı ile ilişkilendirilir. İnsizyon ve yaralı dokunun yerinden
alınması prosedürü dikme işlemi ile bir arada uygulandığı zaman, iyileşme
süresi ortalama olarak 35 günlük süreden 14 günlük bir süreye düşmekte ve aynı
zamanda hastalığın nüksetme şansı oranı da yaklaşık olarak % 18 e inmektedir.
Fistülotomi ve traktların
tabanlarının küretlenmesi
Fistülotomi ve traktların
tabanlarının küretlenmesi işlemleri, uzayan iyileşme süresi ve son derece
dikkatli ve titiz bir yara bakımına gerek duyan, % 19 a kadar farklı oranlarda
nüksetme oranlarına sahiptir.
Marsupializasyon işlemi
Marsupializasyon işlemi
ortalama 20 ile 35 gün arasında bir iyileşme sürecine sahiptir ve % 6 ya kadar
hastalık nüksetme oranı ile ilişkilendirilmektedir.
Basit eksizyon
Basit eksizyon hastalığın
yeniden görülmesi (nüksetmesi) oranlarında her hangi bir değişiklik gözlemlenmeksizin
radyo – frekansı kullanılarak yerine getirilebilir.
Eksizyon
Eksizyon ve yaranın ilk
başta kapatılması işlemleri yaranın ikincil kapatma işlemi kapsamında
iyileşmesine yönelik yaklaşıma nazaran daha kısa bir süre boyunca hastanede
kalma, daha kısa bir iyileşme süresi, işe daha kısa bir zaman zarfı içerisinde
geri dönme ve daha düşük oranda bulaşıcı komplikasyonların ortaya çıkma
ihtimali gibi avantajlara sahiptir. Ancak bu prosedür yüksek
oranda bir nüksetme yüzdesine sahiptir (% 25 e kadar).
Flep yöntemleri
Flep düzeltme
prosedürleri romboid flepler (Limberg
flepleri), V - Y ilerleme flepleri aracılığıyla yerine getirilebilir. Z – plasti ve büyük ilye miyokütanöz
(Gluteus maximus myocutaneous) flepler ve bu prosedürler genellikle daha iyi
sonuçlara sahiptirler ve sıfır ya da daha düşük nüksetme oranları ile
bağlantılıdırlar (% 93 e kadar).
Cerrahi müdahalenin daha
yüksek maliyetine ilaveten, cerrahi tedavileri izleyen iyileşme dönemi uzun bir
yatak istirahatı gereksinimi duyan hastalar için daha sıkıntılı ve acılı
olmaktadır. Bu hastalar uzun bir süre
boyunca oturma ve yürüme gibi ihtiyaçları kapsamında zorluklar yaşarlar. Bu nedenden ötürü, cerrahi
müdahalenin ardından önceden düşünülene nazaran çok daha fazla bir iş günü
kaybı söz konusu olur. Bu
bağlamda aynı zamanda bir cerrahi müdahaleye girmenin ve anatomik bir
değişiklik geçirecek olmanın da yanında getirdiği bir takım psikolojik
etkilerde söz konusu olmaktadır. Doğal
polifenoller ile gerçekleştirilen lokal tedavi uygulaması, bir takım cerrahi
müdahalelere dayalı tedavi yöntemleri ile karşılaştırıldığında, bunlar ile
karşılaştırılabilir seviyelerde başarı oranlarına ve yeniden nüksetme
oranlarına sahiptir. Pilonidal
sinüsün tedavisi kapsamında cerrahi müdahalelere karşın lokal polifenol
tedavisinin uygulanmasının avantajları bu yöntemin ucuzluğu, cerrahi yöntem ile
karşılaştırıldığı zaman başarı açısından benzer sonuçları vermesi, bir
hastanede yatma gerekliliğinin ortadan kalkması ve iş günü kayıplarının ortadan
kaldırılması olarak verilebilir. Bu
yöntemin diğer önemli bir avantajı ise glüteal yarık bölgesi kapsamında
hastanın anatomisinin her hangi bir biçimde bozulmamasıdır. Pilonidal sinüsün tedavisi kapsamında
açıklanan yöntemlerin tümünde bir nüksetme tehlikesi söz konusudur ki bu hasta
için psikolojik bir gerilime sebep olmaktadır. Lokal olarak uygulanan
polifenoller özellikle hastalığın yeniden ortaya çıkmasına yönelik oranlar
üzerinden bir takım cerrahi yöntemlere nazaran karşılaştırılabilir bir yapıya
sahiptir; hastalar her nükseden durum için aynı lokal tedaviyi benzer etkinliği
elde edebilecek şekilde kullanabilirler.