Humik Asitler ve İnsan Sağlığı
HÜMİK
ASİTLER VE İNSAN SAĞLIĞI
Hümik Asitlerin İnsan
Sağlığına Etkileri
Topraktan
çıkarılan ve özellikle genel adı “humus”, “hümik maddeler”, “hümik asitler”,
“fulvik asitler”, “huminler”, “hemato-melanik asitler”, “humatlar”,
“polifenoller”, "fenolik asitler" ve “organik maddeler” olarak
bilinen maddeler eski zamanlardan beri birçok alanda genişçe kullanılmaktadır.
Araştırmalar hümik asitlerin toprak humusunun bir parçası olduğunu ve yaşayan
organizmalarda önemli bir rol oynadığını göstermiştir. Fakat, günümüzde hümik
asitler topraklarda yeteri kadar bulunmamakta ve bitkiye geçememektedir.
Araştırmalara göre topraktaki humus miktarı %2’in altına düştüğü zaman, toprak
bitkilerin ihtiyaç duyduğu yeterli hümik asitleri bitkiye geçirememektedir.
Bunun neticesi olarak da hümik asitler insan ve hayvan beslemesinde yeterli
düzeyde olmamaktadır. Doğadaki en büyük karbon rezervlerinden birine sahip olan
hümik asitler birçok değişik kaynaktan meydana gelebilmektedir. Örneğin toprak,
su, kompost, bitki, mantar, yosun (bladderwrack, kelp, alg) ve mikroorganizma
gibi.
Hümik
asitler kararlı kümeler oluşturan doğal fenolik biopolimerlerdir. Bu kümeler
öyle ki boyutları küçük bir proteinle boy ölçüşebilmektedir. Engebretson
çözünmüş hümik asitlerin ikincil yapıları bağlamında mikro-organizasyonunu
karakterize eden özellikleri tanımlamıştır. Bu büyük moleküller kendi
aralarında çözelti içinde üç boyutlu pozisyonda düzenlenmiştir. Hümik asit
molekülleri dendritik olarak düşünülmektedir. Şeklen bir merkezi zıvanadan
dağılan tekerlek parmaklarına benzeyen ilkel-polimer üç boyutlu yapılardır.
Yapısında önemli oranda karboksil ve hidroksil ana grupları
barındırmaktadırlar. Membranların fiziko-kimyasal özellikleri üzerine
temellendirilmiş hümik asit modelleri geliştirilmiştir. Hümik asitlerin demet
gibi bir araya toplanması ile oluşan kütlenin ortalama çapı 700-1700 Å’dur.
Dünyada biojeokimyanın önemli parçaları olan hümik asitlerin özelliklerinden
bazıları bileşik yapma-çözünme potansiyeli, indirgeme-oksitleme ve karboksil
ile hidroksil grupları gibi fonksiyonel gruplara sahip olmasıdır. Hümik asitler,
klasik kullanımları olan organik gübre ve yakıtın yanı sıra tıbbi preperatlarda
yardımcı madde olarak değerlendirilmektedir. Hümik asitler petrol ürünleri ile
kirlenen yer altı su kaynaklarından aromatik hidrokarbonların bertarafını
sağlamakta da kullanılmaktadır. Doğal ve sentetik toprak özütleri, özellikle
toprak tesviyesi ve toprak ıslahı maddeleri olarak tarım ve ilgili
endüstrilerde yaygın bir biçimde halen kullanılmaktadır. Buna ilaveten, doğal
ve sentetik toprak özütleri bahçe, peyzaj ve içme suyu çalışmalarında katkı
maddesi olarak işlenmektedir.
Hümik
asitler tarımda, hayvan beslemede ‘büyümeyi uyarmak’ için sıvı ve katı
formlarda kolay bulunabilir hammaddelerdir. Faust’a göre hümik asitler mahsul
verimini de içeren bitki büyümeyi %10-30 oranında artışla etkilemektedir. Hümik
asitler veteriner ilaç tedavisinde de kullanılmıştır. Tavuklardasodyum humatın
farmakokinetik özelliği üzerine geniş bir biçimde çalışılmıştır. Humat
bileşikleri tavukçulukta besi yemi katkısı olarak kullanılmaktadır. Humatlar yeme
katıldığı zaman tavuk ağırlık veriminde ortalama %5-7 artış ve ölümlerden de
ortalama %3-5 oranında azalma sağlamıştır. Mümin Dizman (1998) geliştirdiği
hümik-fülvik asit içeren Olvit isimli üründe yumurta tavuklarının
yumurtalarındaki kırılma oranını %10 oranında azaltmıştır. Ayrıca, yumurta
pH'ının yükselmesi ile de yumurta sarısının koyuluğunda artış gözlemiştir.
Dizman, broiler tipi tavukçulukta 0.5 mgr/ml/gün dozla uyguladığı hümik
maddelerle yemin ete dönüşümde artış sağlamıştır. Gumboro, E-koli gibi
hastalıklara karşı hümik maddelerin antiviral ve anti-mikrobiyal özelliğinden
dolayı da büyük bir başarı elde etmiştir. Büyükbaş hayvanlarda ise içmesuyu ile
verilen Olvit'in (hümik-fülvik asit) süt verimi ile yağ oranını arttırdığını ve
hastalıklara karşı mukavetin güçlendiğini gözlemiştir. Çetin ve arkadaşları
(Ankara Üniv Vet Fak Derg, 53, 165-168, 2006) yaptığı çalışmada yumurta
tavuklarında rasyona ilave edilen humat ve organik asitlerin bazı kan
parametreleri üzerine etkisini incelemişlerdir. Çalışmada, humat verilen grupta
eritrosit sayısı ve hemoglobin miktarında artma gözlenmesi, Banaszkiewick ve
Drobnik’in deney hayvanlarında verilen hümik asidin globülin, hemoglobin ve
hematokrit düzeyleri ile alyuvar sayısını artırdığı yönündeki bulguları ile
benzerlik göstermiştir. Humatın bu etkisi, demir veya globülin miktarını
artırmasına bağlanmışlardır. Ayrıca, humat ilave edilen yemle beslenen
sığırların hemoglobin düzeyinin arttığı yönündeki bildirimler ile hümik asidin
demir ve çinko gibi metallerin hücre membranından geçişlerini kolaylaştırdığı
ve humatların demir emilimini artırdığı yönündeki bildirimler de bulgularıyla
desteklenmiştir. Fuchs ve ark., hümik asidin demir tutulumunu artırıcı
etkisinden dolayı demir eksikliğine bağlı anemilerde tedavi amacıyla
kullanılabileceğini bildirmiştir. Çetin ve ark., çalışmalarında humat ve
organik asit ilavesinin heterofil oranını artırdığı tespit etmişlerdir.
İnsanlarda humatın granülositlerin işlevlerini ve adhezyonunu artırdığı
yönündeki bildirimler bulgularını destekler nitelikte olmuştur. Sonuç olarak,
tavuklarda rasyona ilave edilen humatın heterofil oranı, eritrosit sayısı ve
hemoglobin miktarını artırmasına karşılık, organik asitlerin ise yalnız
heterofil oranını artırdığı tespit edilmiştir. Bu sonuçlara göre, özellikle
humatların eritrosit sayısını ve hemoglobin miktarını artırmak suretiyle
anemilere karşı, heterofilleri aktive etmek suretiyle de bakteriyel
enfeksiyonlara karşı koruyucu rol oynayabileceği ve akut bakteriyel enfeksiyon
vakalarında mortaliteyi azaltabileceği düşünülmektedir.
Hümik
asitlerin polimerleri birçok özelliklere sahiptir. hafif ağırlıklı organik
maddeler gibi diğer biopolimerle reaksiyona girme kabiliyeti mevcuttur.
İnorganiklerle, özellikle, metallerle şelat kompleksleri yapabilmektedir.
Toprak ekstrakları (özütleri), özellikle hümik asitler, birçok metali
bağlamaktadırlar. Bu yönleri ile hümik asitler toprak ıslahında ağır metal
kirliliğini bertaraf etmede, kazan besi suyunda kışır önlemede ve insan
sağlığında böbrek taşı giderimi, eklem bölgelerindeki kireçlenmeleri çözmede
kullanılmaktadır.
Toprak
özütleri antibiyotik üretimi için etkili ana katkı maddeleridir. Mikrobiyal
büyümenin uyarılması derecesi; türlere, kültür ortamına ve çevreye büyük oranda
bağımlıdır. Hümik asitler birçok hastalığın tedavisinde çok eskiye dayanan bir
deva bulma şekli olarak kullanılmaktadır. Ghabbour ve arkadaşları “pilayella
littoralis” isimli yosundan hümik asit elde etmişlerdir. Ayrıca, insan ve
hayvanların midesinde hümik asit olduğunu tespit etmişlerdir. Rıdvan ve
arkadaşları hümik asitlerin kanla beraber sirküle olduğunu ve karaciğerde
metabolize olduğunu göstermişlerdir. Hümik asitler ağız yolu ile hayvanlara
verildiği zaman vücuda giren ağır metallerin zararlarının azaldığını ve tarım
ilaçlarının olumsuz etkilerini bertaraf ettiklerini tespit etmişlerdir. Golbs
ve arkadaşları hümik asitlerin risk içermeksizin, gebeler dahil, hayvanlarda
hastalıklara karşı koruyucu ve “şifalı” bir etkiye sahip olduklarını
bulmuşlardır.
Hümik
asitler toprakta, bitkide, hayvanlarda ve insanlarda var olan güvenli
maddelerdir. Besin zincirinin doğal bir parçasıdır. Hümik asitler yaşayan
organizmaların metabolizmalarında, mineral transferinde ve besinlerin ölü
dokularının kompostlanmasında rol oynarlar. Birçok teknik makale hümik
asitlerin güvenli maddeler olduklarını tescil etmişlerdir. Moskova
Drepropetrovish Tarım Enstitüsündeki bilim adamları; doku hastalıkları ve doku
kimyası metotları ile kan, kalp-damar sistemi, iç organlar ve hayâtiyet taşıyan
önemli organlara karşı hümik asitlerin zararsız olduklarını tespit etmişlerdir.
Hümik asitler alerjik reaksiyonlara, diğer ilaçlara bağlı anafilaksiye
sebebiyet vermez. Hümik asitler sterildir. Embriyo-toksik özellik göstermezler.
Doğal olarak oluşan hümik asitlerin toksik özelliği yok denecek kadar azdır.
Farelerde LD50 değeri 11500 mg/kg ca (canlı ağırlık)’dır. Fakat
farelerde peranteral yolla ve tavşanlarda 163.5-205.8 mg/kg ca olarak karın
zarından verildiği zaman zehirlidirler. Farelerde 30 günlük zehirlilik
çalışmalarında 100 mg/kg ca/gün konsantre hümik asitin ve onun sodyum tuzlarının
oral doz seviyeleri hayvanın hareketlerinde olumsuz bir tavra ve klinik
rahatsızlıklara sebebiyet vermemiştir. Aynı sonuçlar köpeklere de 300 mg/kg
olarak 90 gün boyunca uygulanarak elde edilmiştir. Konsantre hümik asitlerin 90
gün boyunca 1000 mg/kg ca/gün olarak yemle verilmesi ile fare ve tavşanların
gastrointestinal bölgesindeki pH değerleri üzerine olumsuz etkisi olmamıştır.
Konsantre hümik asitin 50-150 mg/ml dozlarda ve sodyum humatın da 500-15000
mg/ml dozlarda kullanılması çift insan fibroblastındaki veya bebek hamster ve
tavşanların böbrek hücrelerindeki ani sapmaların artmasına sebebiyet
vermemiştir. Her iki formül de %0.1-%0.5 oranlarında metabolik
aktivasyonun hem varlığında hem de yokluğunda Salmonella typhimurium TA98 ve
TA100’daki mutajenik harekete neden olmamıştır. Buradan şu sonuca varabiliriz:
Hümik asitler mutajenik değildirler. Hümik asitlerin 15 dakika ve 1200C’da
ısıl işleme tabi tutulması mutajenler üzerindeki engellyici etkilerini
değiştirmedikleri rapor etmişlerdir.
Kansere sebebiyet
verip vermediği üzerine herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Böyle bir veriye
ihtiyaç duyulmamasının sebebi ise kullanılan bileşiklerin uzun dönem
uygulamalarında karserojene potansiyellik göstermemeleri ve yine kullanılan
test yöntemlerinde mutajenik harekete neden olmamasıdır. Kalıntı çalışmalarında
domuzlara ağızdan 30 gün boyunca 500 ve 2000 mg/kg ca/gün humocarb ve konsantre
hümik asit (16:1 oranında) verilmiştir. Aynı karışım koyunlara 1000 ila 2000
mg/kg ca/gün olarak verilmiştir. Çalışmalar neticesinde fotometrik metotla
herhangi bir hümik asite kan plazmasında, karaciğerde, kaslarda ve böbrekte
rastlanmamıştır. Fakat analitik metotların yetersizliği nedeni ile sonuçlar
sınırlı bir anlam taşımaktadır. Laub Biochem tarafından yapılan bir başka toksisite
çalışmasında toplam güvenlik seviyesi 50 mg/kg ca seviyesine kadar çıkmıştır.
Tavukların besi rasyonlarına verilen humatlar belirlenemeyen ölümleri %3 ila %
5 oranında azaltmıştır. İneklerin yemine verilen humatların süt kimyasında
herhangi bir değişikliğe neden olmadığı gözlenmiştir.
Hümik
asitlerin 20-2000 ppm aralığındaki konsantrasyonlarının oldukça etkili olduğu
gözlenmiş ve bu miktarın hiçbir şekilde sitotoksik olmadığı anlaşılmıştır.
Hümik asitler geniş bir alanda antiviral hareket göstermektedirler. Hümik
asitler zehirli olmayan maddelerdir. Doğal olarak oluşan hümik asitlerin
zehirliliği oldukça azdır. İltihaplanmaya veya enfeksiyonlara sebebiyet veren
durumları bertaraf eden maddelerin özelliğini gösteren hümik asitler uzun bir
süre “koca karı” ilacı olarak birçok sağlık probleminin tedavisinde
kullanılmıştır. Laub Biochemicals “hümik asitlerin geliştirilmiş ilk, doğru ve
en geniş alanda antiviral maddeler olduğunu” söylemektedir. Koksaki A9, HSV-1,
HSV-2, HIV gibi enfeksiyonlarda çalışmalar yapmışlardır. İlaçların yanı sıra,
hümik asitler kan ürünlerinin virüslerden uzaklaştırılmasında
kullanılabilmektedir.
Hümik
asitler anti-mikrobiyal özellikler göstermektedirler. Doğal hümik asitler
sentetikleri kadar C. albicans, Ent. cloacae, Prot. vulgaris, Ps. aeruginosa,
S. typhimurium, St. aureus, St. epidermidis, Str. Pyogenes gibi türlere karşı
önleyici bir durum sergilemişlerdir. Aynı zamanda hümik asitler anti-viral
özellikler de göstermektedirler. Özellikle retroviruslere karşı oldukça etkilidir.
Ayrıca koksaki virüs A9 , HSV-tip 1, HSV-tip 2, HIV, grip virüsü tip A ve grip
virüsü tip B türü virütik patojenler hümik asitlerin oldukça etkilediği
türlerdir. Hümik asitlerin enzimatik sentezi ile enzimatik olmayan sentezi
arasındaki kıyaslama şu neticeyi göstermiştir; enzimatik sentezli hümik asitler
enzimatik olmayanlardan on kat daha etkili biçimde HSV Tip 1 ve Tip 2’yi tedavi
etmiştir. Hümik asitler ayrıca hücre bağışıklığını uyarmaktadırlar. İnsan
papilloma virüsü-HPV’yi önlediği tespit edilmiştir. Hümik asitler rahim ağzı
iltihabına (cervicitis) şifa olmuştur. Hümik asitler tarafından “heparin” türü
bir hareket gösterilmektedir. Ayrıca hümik asitler “östrojen”e benzer hareket
sergilemektedirler. Bu durum, onların rahim kanseri kontrolünde fonksiyonlarının
etkili olduklarını hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarda göstermişlerdir.
Hümik
asitler dahil anti-viral maddelerin sitotoksik etkileri biyolojik ve
biyokimyasal test metotları ile değerlendirilmiştir. Doğal olarak oluşan hümik
asitlerin insan dış yüzeyine ait kan lökositleri için hücre zehirlemesi 1-9
mg/ml dozda gerçekleşmemiştir. Buna ilaveten MT-2 hücreleri için hidrokuinondan
hazırlanmış sentetik bir hümik asit yaklaşık 600 mg/ml dozda uygulanmıştır.
Doğal olarak oluşan toprak maddelerinden damıtılan hümik asitlerden elde edilen
ilaçların hem karserojene hem de mutasyona neden olmadıkları tespit edilmiştir.
Hümik asitlerin doğum öncesi, embriyotoksik ve teratojenik etkileri günlük 5-50
mg/kg ca doz seviyelerinde gözlenmiş ve olumsuz bir neticeye rastlanmamıştır.
Hümik
asitlerin anti-viral mekanizması virüslerin hücreye hücumunu vetranskripsiyon
ile transkripsiyon öncesi hazırlıkların bloklaşmasını önlemekle
gerçekleşmektedir. Hümik asitler virütik zarfların üzerine açıktan
yapışmaktadırlar; örneğin, HIV gp120 gibi. Ayrıca, hümik asitler hücresel
reseptörlere virüslerin ileri boyutta yapışmasına mani olmaktadırlar. Humat
bileşikleri, HIV-1 enfeksiyonun meydana gelişimini güçlü bir şekilde
engelleyen, ihmal edilebilir zehirliliğe sahip, bağışıklık hücresi koruyucu
etkileri olan, topraktan ayrıştırılan ve hümik asitlerden doğal olarak oluşan
maddelerdir. Sentetik humatlar doğal benzerleri kadar suda çözülebilir amorf
katılardır. Yaşayan organizmaların dışındaki yapay ortamda sentetik humatlar ve
doğal bir benzeri 25 mg/ml konsantrasyonda hücre zehirlemesi yapmadan HIV-1’i
tamamen engellemiştir. Aynı çalışmada karşılaştırma bakımından AZT, HIV-1’i 60
mg/ml konsantrasyonda dikkate değer hücre zehirlenmesi ile önlemiştir. Sentetik
humatlar ve doğal bir benzeri olan hümik asit, enfeksiyona uğramış T hücreleri
limfoma’dave monosit hücre hatlarında HIV-1’i etkili bir şekilde engellediği
tespit edilmiştir.
Kalsiyum
hidroksiapatit oldukça önemli osteokondüktifbir maddedir. Bu madde ana
dokuyu yeni kemik dokularının oluşumunun depolanması için “kılavuz” olarak
desteklemektedir. Fakat, kalsiyum hidroksiapatit oldukça yavaş emilmektedir.
Sentetik hümik asitle aşılanmış kalsiyum hidroksiapatit dikkate değer biçimde
emilme işlemini uyarmaktadır. ‘X-ray diffraction’ analizi ile belirlendiği
üzere hümik asitlerin kollajen lifleri ile hidrojen bağı kadar kovalent bağ ve
çapraz bağ teşekkülü sağladığı görülmüştür. Ayrıca tendonmukavemetinin
%75 oranında arttığı tespit edilmiştir.
Hümik
asitlerin böbrek taşını (kalsiyum oksalat) bertaraf ettiği tespit edilmiştir
(Dizman, 2006). Hümik asitler, güçlü iyon değiştirici olmaları sebebi ile
kalsiyum oksalatın kalsiyum iyonunu aşağıda resimde görülen mekanizma ile
bağlayarak böbrek taşını yok etmiştir. Yine böbrek taşlarından ürat taşlarını
da idrar pH'ını yükselterek çözünür hale getirmiş ve idrarla atılmasını
sağlamıştır.
Hata!
Dosya adı belirtilmemiş.
Doğal ve
sentetik hümik asitler 14 günlük test süresince 100-300 mg/gün doz seviyesinde
insanlardaki gronülositlerin fagositik ve bakteriyolojik hareketlerini uyardığı
tespit edilmiştir. Burada 600 mg/gün doz seviyesinde gronülositlerin
bakteriyolojik ve fagositik özelliklerinin geçici ve önemsiz olarak arttığı da
bulunmuştur.
Hemostaz
üzerine doğal ve sentetik hümik asitlerin etkileri çalışılmıştır. Hümik
asitlerin 100-300 mg/kg ca doz seviyesinde kanama zamanı, pıhtılaşma zamanı,
thrombin zamanı, prothrombin zamanı, kaolin-sefalin zamanı, oglobulin erime
zamanı, fibrinojen konsantrasyonu, platelet sayımı veya ADP-trombosit
kümeleşmesi üzerine etkisi olmamıştır.
Farelerde
karaciğerin 2/3’nün hepatektomiile alınmasından sonra karaciğer dokusunun
yenilenme görevini test etmek maksadı ile doğal hümik asitlerin etkisi üzerine
bir çalışma yapılmıştır.İlk olarak, hümik asitlerin 20 mg/kg ca/gün dozdaki
kısa dönem uygulaması ornithine dekarboksilaz hareketini engellemiştir. Ayrıca,
karaciğerin genel onarma kabiliyetinde azalma, DNA, RNA ve spermidin eldesinde
düşüşe sebebiyet vermiştir. Bunun aksine, uzun dönem çalışmada hümik asitler
ornithine dekarboksilazı uyarmış, karaciğerin toplam ağırlığında artış
sağlanmış, RNA ve DNA seviyeleri kadar spermidin ve histamin miktarında da
artış sağlanmıştır. Bu tespit edilen etkiler hümik asitlerin poliamin
biosentezini engellemesi nedeni ile olmaktadır.
Turbadan
elde edilen hümik asitlerin 40-360 mg/ml konsantrasyonda verildiği zaman fare
karaciğer mitokondrisinde solunumu uyardığı tespit edilmiştir. Hümik asitler
yaşayan organizmaların dışındaki suni çevrede mitokondride oksidatif
fosforilasyonun verimini 40-400 mg/ml konsantrasyonda arttırmıştır.
Sodyum
humatın Co-radyasyonun ölümcül dozlarına maruz bırakılmış melez farelerin
ortalama ömrünü uzattığı bulunmuştur.
Hümik
asitlerin sitokin üretimini uyardığı tespit edilmiştir. Ayrıca sitokine
ilaveten interferonları ve tümör nekroz faktörüne uyardıkları tespit
edilmiştir.
Histopatolojik
çalışmalar göstermiştir ki doğal olarak meydana gelen hümik asitler timüs
bezini uyararak morfolojik değişikliğe sebebiyet verebilmektedirler.
Doğal hümik
asitler, koruyucu olması bakımından, farelere verildiğinde etanolun mide
mukozasına yapmış olduğu zararı büyük ölçüde bertaraf etmişlerdir. Ayrıca hümik
asitler deneysel olarak mide ve on iki bağırsak ülserine maruz bırakılmış
işlemin tedavisinde hızlı ivme sağlamıştır.
Lipozom-kapsüllü
veya serbest sodyum humatlar tavuklara intra-kardia’dan, ağızdan veya deri
altından verilmiş ve bir çeşit farmakokinetik değerler tespit edilmiştir.
Lipozom-kapsüllü sodyum humatın kan temizliği, serbest sodyum humattan veriliş
tarzına bakılmaksızın daha yüksek olmuştur. Fakat ekstravasküler verildikten
sonraki ‘yarı ömrün bertarafı’ intra-kardia’ya verilme sonrasından daha uzun
olmuştur. En yüksek ilaç konsantrasyon değerleri sodyum humatın kan
sirkülasyonu içine enjekte edilmesi ile nüfuz edilişinin çok yavaş olduğunu
göstermiştir. Sodyum humatın biyolojik olarak elverişliliği veriliş metoduna ve
doz miktarına bağlıdır. Serbest sodyum humatın intra-kardia’dan veriliş
şeklinin yanı sıra deri altından verilmesinin biyo-elverişliliği oldukça yüksek
olmuştur. Sentetik hümik asitler %1 su/yağ emülsiyonu ile hızlıca dermisten
içeri girdikleri ve daha sonra da dikenli tabaka içinde bir hazne
oluşturdukları tespit edilmiştir.
Hümik
asitler organik ve inorganik polimerik bileşikler içeren kompleks
karışımlardır. Bu karışımların içerikleri toprağın türüne ve özümleme
metotlarının tipine göre değişiklikler arz etmektedir. Hümik asitlerin kimyasal
özelliklerini tespitte kullanılan teknikler şu şekilde sıralanabilir: kapillari
elektroforez, ultrasantrifugasyon, elektro paramagnetik rezonans ve infrared
spektroskopi, değişik solvent ve diğer ayrıştırma metotları, gaz kromotografi,
gaz kromotografi-kütle spektrometri, jel-geçirgenlik kromatografi, HPLC, kütle
spektrometri ile, NMR ve poliakrilamid jel elektroforez .
Hümik
asitlerin kimyasal olarak çok iyi tarif edilememiş olmalarından dolayı, doğal
olarak oluşanlarına benzer fizikokimyasal özellikler içeren sentetik hümik
asitlerin hazırlanışı oldukça zordur. Fakat bu alanda birçok dikkate değer
gelişmeler olmaktadır. Üç genel strateji geliştirilmiştir. Bütün stratejiler
başlangıç olarak hidroksibenzoik asite bağlıdırlar. Daha sonra daha büyük
molekül elde edebilmek için kendi aralarında başlangıç molekülünü polimerize
etmektedirler. Bu metotlar mikrobiyal, kimyasal ve enzimatik olarak meydana
gelme şeklinde değişiklikler arz etmektedir. Robert-Gero ve arkadaşları hümik
asitlerin mikrobiyal orijinlerini tanımlamışlardır. Klocking hümik asitlerin
kimyasal sentezini gerçekleştirmede öncülük etmişlerdir. Hümik asitlerin
kimyasal sentezinde dikkate değer başka çalışmalar aurintrikarboksilik asit,
türevleri veya ilgili bileşikler üzerinden Clercq ve arkadaşları tarafından
çalışılmıştır. Hampton, hümik asitlerin enzimatik katalitik sentezini 1960’lı
yılların başlarında hazırlamıştır. Ayrıca, Hampton, enzimatik olarak okside
olmuş fenollerin fitopatojenik virüsleri pasifize ettiğini bulmuştur. o-difenol
oksidaz, hümik asit benzeri maddelerin enzimatik sentezi için kullanılmıştır.